Kral Güneş Ve Güneş Kral

Güneş, hemen hemen her yerde saygı görmüş, çoğunlukla tanrılaştınlmıştır, ama Güneş’e tapınma sanıldığı kadar yaygın değildir. Öyle ki, Güneş’e tapanlar, Peru’da İnkalar ile Meksika’da Aztekler’dir, Amerika’daki topluluklar arasında yalnızca geçmişte güçlü imparatorluklar kurabilmiş bu iki halk Güneş’e tapmaktadır. Aynı şekilde, Mısır, Avrupa ve Asya’daki büyük uygarlıklarda, güneşe tapınmanın büyük faydalan görülür; kral ya da imparator sosyal sınıflara, güneşin kozmik düzenin sıralamasını andıran bir şekilde hükmeder.) Aztek imparatoru dünya gidişini yönetirdi. Güneş’in şerefine düzenlenen törenlerde pek çok insan kurban edilirdi.

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Zaman Ve Anlam

Gülece ÖZDEMİR Türkçe Öğretmenliği

Çerçevedeki fotoğraflar tozlanınca anlıyorum buradan geçmişsin. Gece penceremden,, ışıkları azalırken günahları çoğalan şehre bakarken öyle dalıyorum ki, işlenen günahlara kılıflarını giydirirken insanlar, gün doğuyor ve mutat halleriyle çöpçüler şehrin geceden arda kalan safralarını temizlerken fark ediyorum yine geldin ve gittin ben seni göremeden.

Cennetten kovulduk kovulalı varsın. Devirli bir sayı gibi durmadan tohuma dönüyor çiçekler. Binlerce duyguyu binlerce kere dolduruyoruz içine ama Tanrı’ nm katında belki de bir göz açıp kapamasın.

Dedemin buruşan ellerine bakıp somut kelimeler hanesine yazıyorum adını ama ellerimle tutabildiğim tek şey senden geriye kalan kadarıyla dedemin elleri.Sevgilimin, sevdiğimi söyleyemeden öldüğünü duyunca geç kalmış oluyorum ama henüz beslenememiş bir ruhtan aşk dileyince erken gelmiş. Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | Yorum bırakın

Uzay ve Zaman

Uzayda ne kadar uzağa bakılırsa bakılsın, yayılan maddelerden oluşan bulutlar ve galaksilere rastlanılır. Bu sistemler olağanüstü büyüklüktedir ama onları birbirlerinden ayıran mesafe çok daha büyüktür… Evren bir boşluktur. Yıldızların ışınlan bu boşluğu aşıp bize ulaşabilmek için, çok aşırı hızlarına rağmen milyarlarca yıl yol almak zorundadır.

Demek ki uzayda ne kadar uzağı görüyorsak zamanda da o kadar eskilere uzanıyoruz. Yani, şu ana kadar ışığı görünmeyen, bundan 170.000 yıl önce infilak etmiş bir yıldızın ışınları, yeryüzüne ancak 1987 yılında aşabilmiştir.

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Evreni Oluşumu ile İlgili Masallar Ve Efsaneler

Babil’de Dünya bir cinayet sonucu doğmuştur: Öfkeden deliye dönen Marduk, bir gün Tiamat’ın vücudunu bir midyeyi açar gibi ikiye böler. Parçalardan biri gökyüzünü, diğeri yeryüzünü meydana getirir. Eski Mısır’da Dünya bir baba sevgisi sonucu olarak doğmuştur. Hava tanrısı Şu annesi Nut’u yavaş yavaş çok nazikçe kaldırarak topraktan ayırır ve böylece dünyayı yaratır. Hıristiyanlar’a göre Dünya büyük, muazzam bir boşluktu, karanlık ilkel okyanusu örtüyordu. Tann’nm bir sözü yeterli olmuştu: “Işık olsun, ve ışık oldu.” O zaman Tanrı ışığın iyi bir şey olduğunu farketti.

Masallarda, gökyüzü çoğunlukla, muazzam bir kubbedir, yıldızlar da bazı kiliselerin tavanına çizildiği gibi bu kubbeye çizilmiştir. Eski çağlarda bazdan u kubbenin bir çeşit sıvıdan oluştuğunu, havamn basıncının bu suyun akmasını engellediğini; gemilerin orada sakin bir denizde gider gibi ilerlediğini ve yalnızca kuşların yukarıdaki bu okyanusa giden yolu bildiklerini düşünüyordu, insanlar, uygarlıklarına göre, gökyüzünü, kullandıkları günlük eşyalardan esinlenerek tanımlıyorlardı: Kubbe, gölgelik, çan, sapı çevresinde dönen şemsiye, çadır veya kaplumbağa.

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Bundan Yirmi Milyar Yıl Önce… Büyük Patlama

O zamanlar hiçbir şey, zaman bile yoktu. Buna rağmen her şey bu yokluktan, hiçlikten, sıfırdan başladı. İnsanlar her zaman, bilgilerinin ve tekniklerinin yetersiz olduğu dönemlerde bile Dünya’nm doğuşunun esrarını çözmeye çalıştılar. Bütün uygarlıklar, bütün dinler bunu kendilerince anlatmaya çalıştılar. Bugün, astronomlar kendi görüşlerini açıklıyorlar. Bunun adı Büyük Patlama (Big-Bang). Bu gözlemlerin onayladığı bir dizi bilimsel varsayım…

Gecenin Derinliklerinde

Gökcisimlerinin, yıldızların bize iletebildikleri tek mesaj ışınlarıdır. Yıldızlar, bizim Güneş’imize benzer, milyarlarca güneş kendi ışınlarını yayar. Yeryüzüne yakın olan gezegenler Güneş’in ışınlarını yansıtırlar. Bizim atmosferimiz tarafından süzülen bu ışınlardan astronomlar, ellerinden geldiğince çok bilgi edinmeye çalışırlar. Çok güçlü teleskopları, çok duyarlı detektörleri, atmosferin dışına çıkan uyduları bu amaçla meydana getirdiler…

İlk Anlar

Bizim evrenimiz, Büyük Patlama (Big-Bang)  adlandınlan bir patlamadan doğdu. Ondan önce hiçbir şey yoktu. Kesin, mutlak bir boşluk. Bizim, insan beyninin hayal edemeyeceği bir kavram. Ve birden enerjinin akıl almaz bir biçimde bir merkezde toplanışı. Bu, yirmi milyar yıl önce gerçekleşmişti. Saniyeden de kısa bir süre içinde enerji, madde haline dönüşmüştü. Bu görülmemiş, olağanüstü bir yoğunluktu, evrenimizin tümü bir yüksük içinde yoğunlaşmıştı. Isı; milyar, milyar, milyarlarca dereceydi. Patlamanın etkisiyle madde dağılmaya, başlangıç noktasından uzaklaşmaya başlamıştı. Bu, evrenin hacminin büyümesinin başlangıcıydı… Bu büyüme henüz tamamlanmış değil. Bazıları bu büyümenin, yayılmanın sonunun gelmeyeceğini düşünüyor. Bazıları da Büyük Patlama (Big-Bang)’dan doğan yayılma – genleşme gücünün giderek zayıflayacağını ve evrenin merkezinden galaksilere yayılan çekim gücünün artacağını, güçleneceğini düşünüyor. Bu durumda, evrenimiz büzülüp ufalacak ve kendi kendini yok edecek. Bu da Big-Bang’in aksi olan Büyük Sıkışma (Big-Crunch) olacak. Neden olmasın? Peki ya sonra? Bir başka Büyük Patlama (Big-Bang)… Bu sonsuz tekrar teorisi kesintisiz yayılma-büyüme teorisiyle çelişiyor.

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Tudor Hanedanı

İki Gül adı verilen savaşın sonucunda Henry Tudor iktidara gelerek 1485-1509 yıllan arasında VII. Henry adıyla hüküm sürdü. VII. Henry’nin en büyük kaygısı krallığın temellerini sağlamlaştırmaktı. Bu, çoğunluğu savaşta ölen soyluların güçsüz düşmesiyle artık kolaylaşmış bir görevdi. Ayrıca krallık, tüccarların ve üreticilerin çıkarlarını uzlaştırma konusunda da dikkatliydi; yurtdışında yanşan tüccarları koruyor ve katı bir para politikası izliyordu. Krallığın paralarının harcanması konusunda son derece cimri davranılıyor, dış çatışmalardan kaçınılıyordu. Kral, dönemin ender bir örneği olarak ardılma bir milyon sekiz yüz bin liralık bir hazine bırakıyordu. 1547 yılma kadar tahtta kalan oğlu VIII. Henry, çok daha ataktı. 1533 yılında eşi Aragonlu Catherine’den boşandıktan sonra kilise ile arası açıldı. Manastırlar yağmalandı ve al varlıklan ele geçirildi, saygınlığını yitirme endişesiyle rai, babasının biriktirdiği paralan sonuçsuz savaşlarda “üketti. Fransa Kralı I. François’nın tersine, VIII. Henry krallığında kültür Rönesanssı desteklemedi. Bununla birlikte öneminde içte yaşanan barış, ekonomik ve ticari gelişmeyi dürtüledi.

Genel kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | Yorum bırakın

Cerrahlığın Babası Ambroise Pare

İlk Yunanlı cerrah, Roma İmparatoru Marcus Aurelius ile gladyatörlere, ikincisi ise Fransız kralları ile çeşitli savaş alanlarında çarpışan askerlere bakmıştır. Ancak önemli bu iki kişiyi, Claudius Galienus (131-201) ile Ambroise Pare’yi (1509-1590) birbirinden on dört yüzyıllık bir zaman dilimi ayırmaktadır. Çünkü, 16. yüzyılda Pare gibi özgürce araştırmak ve düşünmek isteyen birine antik doktorluğun kalıtı dayanılmaz geliyordu. Katolik Kilisesi Galienus’u tanıyor, benimsiyor ve ona büyük saygı duyuyordu. Bu nedenle, yazılan ve yöntemleri küçük bir eleştiriye dahi uğramadan kabul ediliyordu. Cömert, yorulmak bilmez ve hoşgörülü Pare, çağının Yunanca veya Latince formüllerini ezbere okurken kendilerine bilgiç bir hava veren doktorlarının birçoğundan farklıydı. Kitaplarını yakmak isteyen Tıp Akademisi’nin düşmanlığına hedef olduğunda sansür koyanlara “Elin yapacak işi olmadığında bilim yapıtlarının sayfalarını çevirmek ve vücudu gıdıklamak büyük bir şey değildir” yanıtını veriyordu.

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Baharatların Tarihi ve Üretimi

Karabiber

Biberin Fransızca karşılığı olan “poivre” Hintçedeki “pipalt” kelimesinden gelir; ağacı çok yaygın olmakla beraber, fazla ürün vermesi için iyi bakılması gerekir. Tanelerle bezenmiş salkımlar taşıyan bu ağaç, kendisine destek olacak bir palmiyenin yanma dikilir. Bu taneler yazın yeşilken toplanır, güneşte üç-dört gün kurutulur, sonra da topraktan kaplar içinde saklanır: Böylece siyahlaşıp karabiberi meydana getirirler. Eğer taneler kabuklan kaldırılıp bırakılırsa, bir kez yıkandıklarında beyaz biber olurlar. 16. yüzyılda Hindistan’ın Malabar kıyısında ve Sumatra’da üstün nitelikte biber üretilirdi. Daha ucuz biber olan “maniguettre” (zencefilgillerden bir bitkiden elde edilir) ise Afrika’da Benin’den getirilirdi.

Küçük Hindistancevizi

(Üstte) Özellikle Pasifik Okyanusu ile Hint Okyanusu arasındaki Banda adalarından (Asya’nın güneydoğusunda, Filipinler ve Endonezya’yı içine alan adalar bölgesinin tam ortası) geliyordu.

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | Yorum bırakın

Baharat Yolu

Antik Çağ’dan beri Avrupalılar baharatları Uzakdoğu’dan getirtiyorlardı. Karanfil tanesinden, kardeş kanı denen reçineye kadar yüz türlü baharat sadece mutfaklara değil ilaç yapımına da yarıyordu. Çip ipekleri, fildişi, inanılmaz nitelikteki değerli taşlar hep aynı yolu Moğol yolunu izliyordu. Bu yol onları Karadeniz’de İtalyanlar’a ait limanlara götürüyordu. 1395′te Timur’un süvarileri bu limanlan yaktılar. O zaman Avrupalılar ikmal yapmayı Müslümanlar aracılığıyla sürdürdüler. Alışverişlerin gelişip artması, Ortaçağ sonunda şiddetli bir altın para gereksinimine yolaçtı. Metal para ihtiyacının ötesinde, prenslerin sarayları, tüccar burjuva sınıfı ve kiliseler altından yapılmış lüks eşyalar istiyordu. Oysa bu kıymetli metal Afrika’dan â geliyordu. Az bulunması da/C bu istekleri gerçek bir / saplantı haline getiriyordu. Tüccarlar Sudan’ın altın 1 trafiğini kontrol altına almayı ve kendilerine doğrudan baharat sağlamak için Uzakdoğu’ya doğru yeni bir yol bulmayı ümit ediyorlardı.

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

İpeğin Tarihçesi

Çinli arkeologlar, karbon 14 yöntemiyle yapılan analizlerin 4.750 yıl öncesine dayandırdığı ipekli kumaşları gün ışığına çıkarmıştır. Şanşi (Shanxi)’deki Cilalı Taş Devri’ne ait bir kazı yöresinde, insan eliyle ikiye ayrılmış bir koza bulunmuş ancak bunun ipekböceği yetiştirme kozası mı yoksa tabiatta doğal olarak bulunan bir koza mı olduğu anlaşılamamıştır.

İpekböceklerinin ve yapraklarını yiyerek beslendikleri dut ağaçlarının yetiştirilmesi ile kozadan ipek yumağı yapımı ve ipeğin dokunmasının keşfi, Çin geleneklerine göre Leizu’ya mal edilir. Leizu, çağımızdan üç bin yıl önce yaşadığı sanılan san ırk imparatoru Huangdi’nin nikâhsız eşiydi. Shang Hanedanlığına ait mezarlardan çıkarılan kemik ve kabukların üstlerine işlenmiş yazıtlar; dut ağacını, ipekböceğini, ipek ipliğini simgeleyen işaretler taşımaktadır. Bunlar, milattan 2000 yıl önce böyle bir üretimin zanaat olarak yapıldığı gerçeğini doğrulamaktadır. Bin yıl sonra Cou’lar tarafından yazılan laik ve aynı zamanda dakutsal bir metin olarak kabul edilen “İpekböceği Klasiği” adlı eser dut ağaçlarının yetiştirilmesi konusunu ele almış, ipek üretiminin köylüler için önemli bir faaliyet olduğunu ortaya koymuştur. Buna rağmen kumaş ticareti ancak M.Ö. 5. yüzyılda gelişebildi. Bunda da daha ziyade bir değiş tokuş söz konusu idi. Bu şekilde Çin ordusu asker maaşlarını ödeyebilmek için bir milyon top ipek kumaş aldı.

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın